Çocuklara “Engelli Bireyler” ile ilgili öğretilmesi gerekenler

Çocuklara “Engelli Bireyler” ile ilgili öğretilmesi gerekenler

Biz “normaller” çocuklarımıza engelli olma konusunda ne öğretmeliyiz, onlara twitter’da tweet atmak dışında nasıl bir farkındalık eğitimi verebiliriz? 

“Engelli birey” ya da “özel gereksinimleri olan birey”i nasıl algıladığımız aslında doğrudan farklılıkları fark etme ve kabullenme konusu ile ilgili. “Çocuklar  farklılıkları kabul etme” konusunda nasıl eğitilir?  Bunları çocuklara öğretmek için uygun yaşı ya da bir ihtiyacın doğmasını beklemek gerekmiyor. Çocuklarımızın özel gereksinimleri olan bireylere uzaydan gelmiş gibi bakmamaları, ayrımcılık yapmamaları,  özel bir çocuğu bilerek ya da bilmeyerek incitenlerden biri olmamaları için asıl farkındalığı kendi çocuklarımıza kazandırmalıyız. Peki nasıl yapabiliriz?
 

Öğretmenler ve aileler için  önerilen sistem sırasıyla şöyle:

1. “İnsanları birbirinden ayıran yetenekleri ve özellikleri vardır” konusunda konuşmak: Bu kısım farklılıklarımız ve benzerliklerimiz üzerinde konuşmayı içeriyor. Yani “herkesin farklı yetenekleri bulunur. Örneğin kiminin el yazısı iyidir kiminin daha kötü kimi bisiklete iyi biner, kimi çok iyi ip atlar vs. Herkesin görünüşü de birbirinden farklıdır. Kimi kısadır, kimi uzun vs.

2. “Bu yetenekler ve özellikler bizi diğer insanlardan ayırır ve “benzersiz” yapar” konusunu vurgulamak: Hepimizin farklı yetenek ve özellikleri var ve bu bizi diğerlerinden ayırdığı için benzersiz yapıyor. Bu özellikleri iyi, kötü diye nitelemek yerine “farklılık” olarak çocuklara anlatmak.

3. “Her insan “anlaşılmak” ister” konusu üzerinde konuşmak: Hepimiz farklı ve özeliz ama ortak noktamız hepimizin başkaları tarafından anlaşılmayı istemesi. Buna örnek olarak çocuklara “örneğin parkta bir topa çok hızlı ve güzel vurmak istediniz ama bunu yapamadınız. Çevrenizdekilerden “beceremedin” lafını mı duymak istersiniz yoksa “bir sonrakinde daha iyi yapabilirsin” türü laflar mı” türünden konuşmalar yapılması.

Aslında bu eğitimin sadece başlangıcı. Sonrasında çocukların alıştıklarından farklı olmayı bizzat tecrübe edebilmeleri için aktiviteler öneriliyor. Yani ince motor becerilerinin gelişmemiş olmasını anlatmak için elinde bahçe eldiveni ile vida sıktırtmak, masayı kurmak gibi basit bir görevi başka bir dilde söyleyerek konuşma-anlama yeteneklerinin olmadığı durumları anlatmak gibi aktiviteler…
 

ENGELLİLER VE YAŞAM ALGILARI

Engelli; "normal bir kişinin kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri, bedensel veya ruhsal yeteneklerindeki kalıtımsal ya da sonradan olma herhangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar" olarak tanımlanmıştır. Bireyin fiziksel işlevlerindeki bozukluk ve bunların hareket yeteneğinde oluşturduğu eksiklik ve güçlük, onu toplumun diğer bireylerinden farklı kılar. Bu farklılık engellilerin yaşadığı ayrımcılığın da asil nedenidir. Bilindiği gibi her türlü ayrımcılığın temelinde farklı olmak, yani "alışılmamış özelliklere" sahip olmak vardır. Fiziksel işlevlerdeki bozukluklar ve bunların hareket yeteneği üzerinde oluşturduğu sınırlamalar bireyi toplumdan uzaklaştırır. 

 

Toplumsal destek sistemlerinin yetersizliği, toplumun dışlayıcı tutum ve davranışları da engelli bireyin topluma eşit bireyler olarak katılmasını önler.
Bilindiği gibi aile, çocukların sağlıklı olarak yetiştirilip, gelişebileceği, önemini hiçbir zaman yitirmeyen evrensel bir kurumdur. Özellikle, ilk davranış kalıpları, toplumsal hayata iliksin kural ve roller, temel alışkanlıklar, mutluluklar, sevgiler, günlük ilişkiler içinde ailede öğrenilmektedir. Bu nedenle normal ya da engeli, sorunlu ya da sorunsuz olsun her çocuğun, içinde büyüyüp gelişebileceği bir aileye gereksinimi vardır. Çocuğun özrü kesin olarak tanımlandıktan sonra, aile bireylerinin çocuğu ve özrünü kabullenebilmesi çok önemlidir. Ancak aileler bu sürece ulaşıncaya kadar bazı aşamalardan geçmektedirler.

1.Şok: Çocuğunun engelli olduğunu öğrenen ailelerde sıklıkla gözlenen tepkilerden ilkidir. Genellikle bu durum; ağlama, tepkisiz kalma ve kendini çaresiz hissetme seklinde ortaya konmaktadır.

2.Reddetme: Bazı anne-babalar çocuklarının engelli olduğunu kabul etmek istemeyebilirler, bir savunma mekanizması olan reddetme, bilinmeyene karsı duyulan korkudan kaynaklanmaktadır. Çocuğun ve kendilerinin gelecekte yasayabileceklerine yönelik duyulan endişeler, kaygılar, üstlenilmesi gereken sorumluluklar, "halimiz ne olacak?" sorusuna yetersiz kalan açıklamalar, reddetme davranışının görülmesine neden olmaktadır..

3. Acı Çekme ve Depresyon: Genellikle anne-babalar engelli çocuğa sahip olmaları nedeniyle hayal kırıklığına uğrarlar. Çoğunlukla anne-babalar için engel; hayallerinde yaşattıkları ideal çocuğun yok olmasının sembolü olabilmektedir, Böyle bir durumda duyulan acı, gerçekten çok sevilen birinin kaybedilmesi karsısında duyulan acıya estir. Acı çekme, gerçeğin kabul edilmesini kolaylaştıran bir duygu olarak görülmektedir. Depresyon ise; genellikle acı çekme süreci sonunda ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla anne-babalar yüklendikleri sorumluluklar karsısında her şeye güçlerinin yetmeyeceği inancı ile depresyona girmektedirler. Acı çekme ve depresyon sonucu ailelerde "geri çekilme" ya da "sosyal etkileşimlerden kaçınma" davranışları gözlenebilmektedir.

4.Suçluluk Duyma: Engelli çocuğa sahip olan her ailede yoğun olarak, acı çekme ile gözlenen tepkilerdendir. Anne babaların çocuklarındaki engele kendilerinin neden olduklarını düşünmelerinden ya da bazı hatalı davranışları sonucunda cezalandırılmış olabileceklerine inanmalarından kaynaklanabilmektedir.
 

5.Kararsızlık: Özürlü çocuğa sahip olan bazı anne babalarda, duruma hemen uyum sağlama gözlenirken, bazılarında bu süreç daha uzun sürmektedir. Kabullenmede görülen kararsızlık, aile bireylerinin birbirlerini suçlamalarından kaynaklanabilmektedir.

6.Kızgınlık Duyma: Kızgınlık duyma, genellikle anne babaların kabullenme sürecinde yaşanılan ve kabullenmeyi engelleyici duygudur."Neden ben?", "neden benim/bizim çocuğumuz" soruları sıklıkla sorulur. Kızgınlığı kişi kendine yöneltebileceği gibi ailenin diğer üyelerine, engelli bireye ve diğer insanlara yansıtabilir. Doktorlar, eğitimciler ve terapistler de kızgınlık duyulan kişiler olabilmektedir.

7.Utanma: Her anne-baba kendi çocuğunun başarılı olmasını, onaylanmasını ve kabul görmesini arzu eder ve bundan da son derece gurur duyar. Oysa engelli çocuğun, çevrede kabul görmemesi, hatta alay edilmesi, acınması, korkulması ve reddedilmesi gibi olumsuz tutum ve davranışlar yaşayabilmektedirler. Tüm bunlar karsısında aile, engelli bireyden utanma duygusu geliştirebilmektedir. Sıklıkla, başkaları ile görüşmeyerek, çocuklarını da eve kapatmayı tercih etmektedirler.

8.Uzlaşma: Bu davranışları gösteren kişiler, sıklıkla "eğer çocuğuma bir çare bulursan, hayatımı sonuna kadar sana adarım" inancını taşımaktadırlar. Çocuğun derdine çare bulunması, ailelerde son girişim olarak ele alınmaktadır.

9.Uyum Sağlama ya da kabul Etme: Anne babanın çocuklarıyla daha olumlu ilişkiler kurabileceklerini fark etmeleriyle başlayan bir süreçtir. Aile üyelerinin tümünün, özürlü çocuğun ailelerindeki varlığı gerçeğini kabul eteleri aşamasıdır. Kaygılar, korkular azalmış, utanma gibi olumsuz duygularla bas edilmiştir. Artik aile çocuk için ve çocukla birlikte neler yapılabileceğini düşünür ve planlamaya başlamıştır. Böyle bir ortamda çocuğa da kendi engelli kabul etme ve onunla daha nitelikli bir yaşam sürme sansı tanınmış olacaktır. Ailelerin böyle bir süreçte bu aşamalardan geçmesi doğaldır. Ancak ailenin bu aşamalardan herhangi birinde takılıp kalması beraberinde ruhsal problemleri getirerek duruma uyum sağlama ve kabul etmeyi zorlaştıracaktır.

Engelli bireylerin psikolojik, eğitim ve yaşamlarını normal sürdürebilme becerileri bakımından diğer bireylerden geri kalmaları çok normaldir. Bizlere düşen onları yargılamak, ayıplamak, toplumdan dışarı atmak değil onlara destek olmak, yalnızlıklarını paylaşmak,moral vermektir. Bu insanlık görevimizdir. Her birey engelli adayıdır. Onların herkesten çok desteğe ihtiyacı olduklarını unutmamak gerekir...

 

“10-16 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI”

Rehberlik Servisi